Uzak Şehir dizisinde Hasan Karalı karakterini başarıyla canlandıran Mehmet Polat ile 35
yıllık oyunculuk serüvenine dair samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
Oyunculuk kariyerinizde 30 yılı aşkın süredir farklı türlerde karakterler canlandırıyorsunuz.
Bu yolculuğa dönüp baktığınızda sizi en çok gururlandıran proje hangisi oldu?
Oyunculuk serüvenim, 35 yıla yayılan bir süreci kapsıyor. Bunun 10 yılı tiyatroda, yaklaşık
25 yılı ise dizi ve sinema sektöründe geçti. Ancak aktif olarak oyunculuk yaptığım toplam
süre toplamda 7-8 yıl diyebilirim. Oyunculuk, kesintilerle ilerleyen bir meslek. Beni en çok
gururlandıran proje hangisi oldu sorusuna ise kesin bir yanıt veremem. Projeleri, gurur
kaynağı olmalarından çok, bana sağladıkları kazanımlar açısından değerlendiriyorum.
Oynadığım tüm rollerden hem oyunculuk hem hayat hem de kendi adına bir şeyler öğrendim.
Bu yüzden 35 yıllık bu yolculuğun her anını sevdim, ruhumla ve bedenimle bu sürece
gönülden bağlandım.
Kurtlar Vadisi, Acı Hayat, Bir Zamanlar Çukurova, Diriliş Ertuğrul gibi birçok kült yapımda
rol aldınız. Bu projelerden hangisi oyunculuk çizginizi en çok değiştirdi?
Oyunculuk çizgimi değiştiren şey yalnızca oynadığım roller değil; birlikte çalıştığım
yönetmenler, oyuncular, senaryolar ve süreçte yaşadığım deneyimler oldu. Her proje bana
ayrı bir katkı sağladı ve bugüne kadar olan yolculuğumu şekillendirmemi sağladı.
Uzun soluklu dizilerde oynamak ile sinema filmlerinde yer almak arasında sizin için en büyük
fark nedir?
Diziler çok daha dinamik ve değişken. Karakterler, reytinglere ve izleyici tepkilerine göre
farklı yönlere evrilebiliyor. Hikâye sürekli değişebiliyor. Sinema ise başı ve sonu belli bir
senaryo ekseninde ilerliyor. Elbette çekim sırasında bazı değişiklikler olabilir ama genel çizgi
sabittir. En büyük fark; dizilerin daha sürprizli ve dramaturjik sapmalara açık olmasıdır.
Karizmatik ve güçlü karakterleri sıkça canlandırıyorsunuz. Rol seçiminde en çok neye dikkat
edersiniz?
Seçimlerimde öncelikle hikâyeye odaklanırım. Hikâyenin nasıl bir etki yarattığı, hayata hangi
yönlerden dokunduğu ve benim nasıl bir karakteri canlandıracağım, fiziksel-duygusal-
düşünsel yapımla ne kadar örtüştüğü karar sürecimdeki en önemli unsurlardır. Bunun
ardından işin ekonomik boyutu, yönetmenin kim olacağı, yapım firmasının niteliği, kadroda
yer alacak oyuncular ve onlarla kuracağım etkileşim gibi faktörler devreye girer. Yani
seçimlerim tek bir kritere bağlı değil; tüm bu unsurların bir arada oluşturduğu çerçeveye göre
bakışımı şekillendiririm.
Türk televizyon ve sinemasının yıllar içindeki değişimini yakından gözlemlediniz. Sizce
sektörün en büyük dönüşümü ne oldu?
Eskiden diziler ve filmler dublajlı çekilirdi, tek ya da iki kamerayla çalışılırdı. Çalışma
süreleri çok daha uzundu ve yorucu olabiliyordu. Bugün ise sendikal haklar ve teknik
düzenlemeler sayesinde süreler kısaldı. Bu büyük bir değişim. Yine de dizilerde kilit bir karakter oynuyorsanız hâlâ uzun saatler çalışmanız gerekiyor. Bu yoğunluk oyunculuğa hem
katkı sağlıyor hem de zaman zaman olumsuz yansıyabiliyor.
Genç oyuncularla aynı projelerde yer aldığınızda, deneyiminizi onlara aktarmak için nasıl bir
yaklaşım benimsiyorsunuz?
Ben oyuncuları genç-yaşlı diye ayırmayı sevmiyorum. Çünkü çok genç bir oyuncudan da
ilham alabilirsiniz. Bu işte “ben oldum” demek mümkün değil. Her sahne yeniden düşünmeyi
ve hayal etmeyi gerektiriyor. Genç oyuncular sahneye büyük bir tutkuyla hazırlanıyor ve çok
iyi işler çıkarıyorlar. Ben onlardan çok şey öğreniyorum. Öğretmekten ziyade birlikte
deneyimlemek ve yeni oyuncularla çalışmak benim için daha değerli.
Bugüne kadar oynadığınız karakterlerden hangisi sizin kişisel hayatınıza en çok dokundu?
Oynadığım her karakter hayatımın bir yerine dokundu. Bazıları daha yoğun hisler uyandırdı,
bazıları içine girmekte zorlandığım için beni zorladı. Bu süreç hem kişisel hem de oyunculuk
anlamında sınırlarımı keşfetmemi sağladı. Çok canlı, tehlikeli ama aynı zamanda keyifli bir
deneyim.
Hasan Karalı karakterini hazırlarken nasıl bir süreçten geçtiniz?
Hasan karakteri benim çocukluğumun geçtiği kültürün hâkim olduğu bir coğrafyada
yaşıyordu. Bu yüzden bana hem kişisel bir yolculuk hem de oyunculuk anlamında ilk
duygularıma dönme fırsatı verdi. Hasan’ı karizmatik bir figür olarak değil; güçlü bir ablanın
gölgesinde büyüyen, annesiz-babasız kalmış, içine kapanık ve kendini ifade etmekte zorlanan
biri olarak ele aldım. Bu yönüyle karaktere derinlik katmaya çalıştım.
Dizinin bu kadar sevilmesini ve ilgiyle takip edilmesini bekliyor muydunuz? Sokakta ya da
sosyal medyada nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Uzak Şehir’in bu kadar sevilmesini ve geniş bir kesimden bu kadar yoğun ilgi görmesini
açıkçası beklemiyorduk. Elbette her projeye başlarken bir umut ve heyecan oluyor ama bu
kadar büyük etkileşim sürpriz oldu. Bunun en önemli nedeni bence hikâyenin gücü ve
oyunculukların samimiyeti. Oyuncular rollerine tutkuyla sarıldı, disiplinli çalıştı ve
karakterlerinin dramaturjisine sadık kaldı. Ayrıca Ay Yapım’ın güçlü prodüksiyonu ve
Mezopotamya gibi kadim bir coğrafyada çekiliyor olması da dizinin başarısında büyük rol
oynadı.