YÜSRA GEYİK INSTYLE ARALIK SAYISINDA
Image

YÜSRA GEYİK INSTYLE ARALIK SAYISINDA


15 yıldır Arka Sokaklar dizisinde Zeliha rolünü canlandırıyorsunuz. Ekran önünde büyümek nasıl bir his? İlk günden bu yana kendinizde oyunculuk adına neler gözlemliyorsunuz?

-Bu durumla ilgili hiç kötü hissetmedim. Bir sürü olasılıktan benim için bu gerçekleşmiş gibi düşünüyorum daha çok. Hiç fena bir olasılık sayılmaz. İlk zamanlar (13,14 yaşlarımda) bir rüyaydı benim için. Kişiler, mekanlar, kostümler, saçlar, makyajlar.. hepsi gerçek. Ortada bir “oyun” var, şahane zevkli, üstüne birde tüm oyun ögeleri gerçek… Bir çocuk oyun oynamaktan daha çok ne isteyebilir ki? Benim kocaman bir oyun evim vardı ve ben onun içine girip oynayabiliyordum. Tüm karakterlerin çok iyi oynaması da cabası. Bir de kamera var tabi.. Bu bir çocuk için -herkes beni izliyor- demek.

Çocukken başladığım için, benim için oyunculuk şahane bir oyun olarak kaldı. Belki şimdilerde sorumluluklarım değişti, bunun bir iş olduğu idrakına geldim. Ama orası hala benim oyun evim…

Zeliha polis bir babanın kızı, gazeteci. Bu iki zor meslek grubunun hayatındaki etkisiyle nasıl bir karaktere evrildi yıllar içinde?

-Zeliha, doğduğundan beri babası polis. Yani Zeliha başka bir olasılıktan habersiz. O yüzden zor ya da kolay içine doğduğu hayatı bir şekilde yaşıyor, hepimiz gibi. Belki bu yüzden muhabir. Doğduğundan beri gördüğü mücadeleyi anlatma derdinde. Bana sorarsanız Zeliha olmanın zorlukları çok başka. Dediğim gibi yıllar içinde evrildi fakat dokunduğu kumaşı çokça taşıyor. Bu memlekette yetişen çoğu kadın gibi evrilmesine çok izin verilmemiş. Hatta vefat eden annesini yer yer taklit eden.. bir genç kadın.

Don Kişot’um Ben tiyatrosunda da rol aldınız yakın zamanda. Oyunculuğa tiyatroyla başlamış biri olarak tiyatro tutkunuzla ilgili neler söylersiniz?

-Çok güzel zamanlardı… (böyle konusunca yaşım çıkıyor) Birkaç arkadaşımla oyun kurardık. Sonra onu yazardık, provalar yapardık, danslar, şarkılar katardık.. Ve sahne! Çıkıp oynardık. Ne büyük zevkti. Ne büyük mutluluk!

Sonra, “Don Kişot’um Ben” le profesyonel anlamda seneler sonra sahneye çıktım. Hiç bizim küçükken yaptığımız gibi değilmiş. J Stres, korku bir tarafta mutluluk, heyecan, istek bir tarafta.. Müthiş bir adrenalin. Şahane bir his. Sahneye çıkmaya bayıldığımı itiraf edebilirim. Pandemi bittiğinde dilerim çıkacak sahne bulabiliriz. Bu şartlar, tiyatroların ayakta kalabilmesi için çok zorlu. Şahane bir sahnemiz var BabaSahne! Tekrar orada sahneye çıkmak için sabırsızlanıyorum.

İster ekran ister sahne, özellikle canlandırmak istediğiniz bir karakter var mı?

-Tabii var. Çok var. Ama isterim ki, bir başkasının dünyasında yarattığı karakter olmaya çalışayım. Başka bakışlar, algıların içine girmek isterim. Hatta ne güzel olur biri “Bu rolü Yüsra oynar” dese.. “O yapar” “Ona yakışır”.. İlham veren bir oyuncu olsam, ne şahane olur.

İçinde bulunduğumuz pandemi dönemini nasıl geçirdiniz, neler yaparak motive ettiniz kendinizi?

-Geçiriyorum.. hala.. pandemi çok tahmin edilebilir durumda değil sanırım. Açıkçası tüm şartlara alışmaya çalışıyorum. En başından beri yapmaya çalıştığım şey “kendime bakmak” tanımaya, sevmeye çalışıyorum. Bu yüzden sadeleştirmeye, sakinlemeye, duyuların ötesine geçmeye yani ilüzyonu kırmaya çalışıyorum. Bunlar hep olan ama daha çok -yeni normal- ile hayatımıza giren terimler. Doğru anlamak, doğru uygulamak en mühim tarafı. İşin tek doğrusu da “kendini bilmekten” geçiyor.

Motivasyonum, kendini gerçekleştirebileceğime inanmam. Her konuda sadece bu!

Yazı yazmayı çok seviyorsunuz, günlük de tutuyormuşsunuz. Hala devam ediyor musunuz?

-Şu an uçaktayım. Sorularınızı cevaplamıyor olsaydım, yazıyor olacaktım. Bir şey düşünürken bile yazarak düşünüyorum. Bunun daha sağlıklı bir düşünme getirdiğine inanıyorum. Küçükken her şeyi yazardım. Dediğin gibi tam bir günlüktü. Gün içinde başıma gelen kıl tüy ne varsa yazardım. “Sevgili günlük bugün bıdı bıdı oldu ve ben çok sevindim” bu sadelik şahaneymiş. Şimdi üzülüp, sevdiğimi yazacak cesarette değilim. Ben alışkanlıklarımı kolay bırakamam. Yazmak da oynamak gibi çocukluğumdan gelen bir alışkanlık. İkisi de, arkadaşım oldular.

Severek okuduğunuz yazarlar hangileri?

-Oruç Aruoba, Osho, Erich Fromm, Hasan Ali Toptaş, Ahmet Ümit, Bukowski, Herman Hesse, Eckhart Tolle... mutlaka unuttuklarım vardır. Ali Ayçil mesela, geç keşfettiğim ama çok zevk aldığım bir yazar. Aaa Shakespeare, Cervantes.. en önemlilerini unutuyordum. Yazmak, cesaret, kararlılık, sabır, akıl-gönül birliği, hayal gücü, kuvvet, anlamak/anlatmak/anlaşılmak birliği.. vb. Bir sürü ögeyi içinde barındırıyor. Kıymeti büyük, ilhamı, hazzı, etkisi de büyük bu yüzden.

“Hayatımın kitabı” dediğiniz bir kitap var mı?

-Mikhail Naimy / Mirdad’ın Kitabı

Kitapların nasıl hayatımı değiştirdiğini ben mucizevi bir şekilde tanık oldum. O yüzden okumanın çok kutsal olduğuna inanırım. Bu kitap bana bir yol açtı. Ve ben, beni dönüştüren adımları atmaya başladım. En dönüştürücü ise..

Stefano D’Anna / Tanrılar Okulu

Sürekli açıp açıp okuduğum bir kitap. Aynı zamanda en uzun okuduğum kitap. Hiç bitsin istemediğim için, 5-6 kere aynı bölümü okumuşluğum vardır. Konularına çok girmek istemiyorum. Ama her ikisine de bir bakılmasını ısrarla tavsiye ederim.

 

Müzikle de aranız iyi. Spotify listenize baktım. Hangi ruh halindeyken hangi müziği dinlemeyi tercih ediyorsunuz?

-Spotify listeme baktıysan, sana doğruları söylemek zorundayım. J Müzik, en ön yargısız olduğum alan. Her türlüsüne şans verebilirim. Şu an, Mark Eliyahu dinliyorum. Birazdan Ahmet Kaya’ya geçip oradan Beatles, Hedonutopia, Zeki Müren ve Oi Va Voi ile kapanış.. Bunların arasına mantralarda aldığım oluyor. “Dönülllmezz akşamınn ufkunddayımm” derken “Va He Guru” mantrasına geçiyorum. Burada benim için önemli olan ilham.. Ama iyiyim :) henüz bir sıkıntısını görmedim.