YARGI DİZİSİNİN ZÜMRÜT’Ü
Image

YARGI DİZİSİNİN ZÜMRÜT’Ü


-Oyunculuk serüvenin nasıl başladı, öncesinde neler yapıyordun ve oyunculuğa karar verdiğinde bunun için kendi geliştirme/eğitim sürecin oldu mu?

Çocukluğumdan beri oyunculuğa karşı hep bir ilgim vardı. Gördüğüm, ilgimi çeken herkesin bir yansımasını, eve gidip odamda kendi kendime canlandırmaktan müthiş keyif alırdım. Neyi neden yaptığımı bilmeden çok küçükken televizyonda izlediğim bir ağlama sahnesini ayna karşısına geçip hüngür hüngür ağlayarak canlandırır ve bundan büyük keyif alırdım. İlkokulda tüm tiyatro oyunlarında yer alırdım, bütün bunları yaparken sadece içgüdülerimle hareket eder ve tadını çıkarmaya odaklanırdım. O zamanlarda da aileme yakınlarımız ve bütün öğretmenlerim sanatın içinde olmama dair fikirlerini söylerdi. Kendimi oldum olası şiirlerle, yazılarla ifade etmeye bayılırdım. Hayal gücü yüksek biriyim. Sonra bir şekilde kendimi denizcilik lisesinde buldum. Orada o kadar istemediğim bir ortamdaydım ki neyi istemediğimi çok iyi anladığım bir sürece girdim. Klasik olacak ama ailem oyunculuğu hobi olarak yapıp asıl mesleğime odaklanmam taraftarıydı. Bir gün lise sonda stajımı yaparken bulunduğum yerden ağlaya ağlaya çıkıp annemi aradım. Mesleğim benim için çok garanti bir işti ve iyi de para kazanacaktım ama çok mutsuzdum. Anne ben masa başı iş yapmak istemiyorum, önüme paraları da yığsalar ben bu işi yapmıyorum bitmiştir, staja da gitmiyorum dedim. Yaşadığım o stresli günler neyi daha çok istediğimin de kamçısı oldu. Konservatuvara hazırlanmak istiyordum ama önümde bana örnek olabilecek, yol gösterebilecek kimse yoktu, gerçekten ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Normalde denizcilik lisesinin tanıdığı direkt üniversiteye geçiş hakkını kullanmayarak, yetenek sınavlarına hazırlanmaya karar verdim. Kursa başladıktan sonra tiyatronun, oyuncu disiplininin ne olduğunu öğrenmeye başladım ve bu hiç bitmeyecek öğrenme, öğrendiğimi uygulama dürtüsü beni çok mutlu etti. O dönemde benim için en iyi okulun hangisi olduğunu bilmiyordum, diyorum ya sadece isteği olan hevesli bir genç kızdım. Ben duygularıyla ve hisleriyle hareket etmeye meyilli bir insanım. Okullara başvurduğumuz günlerde Kadir Has Üniversitesi’ne girdiğim gün inanılmaz heyecanlandım. Her anlattığımda hem gülümserim hem içim pır pır olur, neyin ne olduğunu tam bilmiyordum ama bu okulda okumak istediğime emindim. Bütün amacım orayı kazanmak olmuştu. Kendime orayı hedef belirledim, tam burslu kazanmak istiyordum çünkü aileme benim yanımda olmaları için başarımı kanıtlamam gerektiğine inanmıştım. Bir sene kendimi kapattım, arkadaşlarımla görüşmeyi kestim,  yoğun bir şekilde sınavlara hazırlanıyor, bir yandan da kişisel gelişim kitaplarıyla kendimi motive ederek inandığım yolda ilerlemeye başlamıştım. Sınava girip hayalimi gerçekleştirdiğimde benim için asıl kapıların o anda açıldığını biliyordum. Çünkü bu sadece etrafımdakilere değil kendime de kendimi kanıtladığım, özgüvenimi sağlamlaştıran bir an olmuştu. Bir insan bir şeyi gerçekten isterse olur, o yaşta bunun bilincine varmak müthiş bir şans oldu benim için.

-Yargı dizsi için teklif geldiğinde nasıl hissettin? Senaryoyu okuduğunda karakter ile aranda bir bağ kurulduğunu hissettin mi?

Yargı dizisiyle yollarımın kesişmesi o kadar ani oldu ki bir süre heyecandan idrak edemedim zaten. :)) Ay Yapım çalışmak için hayalini kurduğum bir şirket, üstüne böyle muhteşem bir diziye dahil olacağımı öğrenmek inanılmaz mutlu etti ve tabii ki çok heyecanlandırdı. Zümrüt’le en başından beri yoğun bir bağ kurdum, bütün duyguları bir arada yaşadım. Kaygı, heyecan, mutluluk, merak duygusu…

-Yargı dizisinde Zümrüt karakterine hayat veriyorsun, canlandırdığın karakterin toplum tarafından onaylanmayan bir ilişkisi var. Yeşim olarak Zümrüt’ün durumuna nasıl bir bakış açısı ile bakıyorsun?

Zümrüt’e neden bu kadar yakın hissettiğimi sonradan fark edebildim. Ben de Yeşim olarak hayatım boyunca yargılandığımı hissettiğim zamanlar oldu, bu durumdan çıkmak isterken daha da battığım birçok olay yaşadım. Evet Zümrüt’ün yargılandığı konu, toplum normlarına çok aykırı ve bambaşka bir konu belki ama yine de dışardan bakıldığında birinin neyi neden yaptığını bilmeden, onu o noktaya getiren şeyin ne olduğunu bilmeden parmakla gösterip ötekileştirebiliyoruz. Ama bilmiyoruz ki yaptığımız bu şey o kişiyi daha da bataklığa sürüklüyor. Ben insanın en büyük cezasının kendi vicdanı olduğuna inanırım hep, sen dışardan kendini kandırsan da ya da hatalarını gizlesen de en büyük yargıcın hep sen oluyorsun, bunun ağırlığı da en büyük ceza zaten.

-Güçlü isimlerin yer aldığı, senaryosu çok kuvvetli aynı zamanda da izleyici tarafından beğenilen bir işte yer almanın senin hayatına nasıl bir etkisi oluyor?

Kendimi tabi ki çok ama çok şanslı hissediyorum. Ne mutlu bana ki böylesine güzel bir işin içindeyim. Bu iş de benim için kalpten istediğinde olacak olanların kanıtı niteliğinde oldu.

-Genç yaşlarda oyunculuk sektörüne girmenin senin açından artıları ya da eksileri oldu mu? Bu yolda keşke dediğin bir olay yaşadın mı?

Geç bile kaldığımı düşünüyorum bazen. Sonra hemen kendime her şeyin doğru bir zamanı olduğunu hatırlatıyor ve motivasyonumu düşürmemeye çalışıyorum. Mezun olduğumda sudan çıkmış balığa dönmüştüm. Keşke diyemem ama bazen konservatuvar zamanı kendimi sadece okula bu kadar kapatmasa mıydım, biraz daha işlere atılsa mıydım diye düşünmüyor da değilim.

-Televizyon dizisi haricinde senin tiyatro geçmişinde var, sahnede olmak sana nasıl hissettiriyor? Ekran önü mü yoksa tiyatro sahnesi mi seni daha çok mutlu ediyor?

Sahnede olmak, inanılmaz büyülü bir his… Çok iddialı konuşacağım ama gerçekten sahnedeki hazzı hayatımda başka hiçbir alanda yaşamadım. Çıkmadan önceki yaşadığım korkuyla karışık karın ağrısı bile çok başka. Televizyon önünde olmak benim için çok yeni, başta sahnedeki kadar rahat olabilecek miyim diye kaygılanıyordum, ama başladığımda o kadar keyif aldım ve aynı rahatlığı yakaladım ki hemen adapte olabildim. İkisinin de hissettirdiği bu güzel duygular benim motivasyonlarım zaten. Sadece hala kendimi izlemeye alışamadım, anlık hızlıca bir kere bakıyorum ve bir daha izlemiyorum. Bu durum da bir yandan çok hoşuma gidiyor, izlerken ki halim çok komik, gülüyorum halime…

-Karşılıklı oynamayı çok istediğin bir oyuncu var mı? Oyunculuğunu örnek aldığın isimler var mı?

Ben herkesin biricik olduğuna inanıyorum. Şu kişi gibi olmak fikri bana çok uzak geliyor. Herkes kendi renginde ve enerjisinde olunca muhteşem görünüyor çünkü. Hayran olduğum, izlerken çok keyif aldığım bir sürü usta oyuncu tabii var. Ama ben kendi serüvenimde kendimin en iyi versiyonunu yaratma yolunda ilerliyorum, ölene kadar da bu çabamın sürecek olması beni heyecanlandıran ve motive eden tek şey.

-Dizi dışında Esma Yeşim Gül nasıl biri? Sosyal hayatında neler yapar?

Hayal kurmaya bayılan, hayallerini gerçekleştirdikçe heyecanlanan, bir o kadar çocuk gibi kırılgan ve tez canlı bir yapım var. Dışarıdan genelde olgun ve ciddi durduğumu söylerler, ama beni asıl tanıyanlar gerçekten bebek gibi bir yapım olduğumu bilirler. İnanılmaz tutkulu bir insanım, biraz uçlarda yaşamama sebep oluyor bu durum. İşimde de özel hayatımda da tutkularıyla harmanlanan bir yapıya sahibim, sıradan duygular beni tatmin etmiyor. Bazen çok yorucu olsa da beni ben yapan bir özellik olduğu için bu durumdan şikayetçi değilim. Duygularını doruklarda yaşayan deli dolu bir kızım işte… :)

-Kendinde değiştirmek istediğin bir özelliğin var mı?

İnsanların ne düşündüğünü bazen o kadar çok umursuyorum ki yapmak istediklerime engel olabiliyor bu durum. Bu konuda kendime haksızlık edemem, eskiye nazaran aştığım çok şey var ama hala “aman ne derlerse desinler, banane” diyemiyorum. Öyle insanlara gıpta ediyorum, içimdeki onaylanma duygusunu dizginleme yolunda çabalıyorum bu aralar.

-Hayatta herkesin dönüm noktası olarak tanımladığı bir an olur, sende de oldu mu?

Benim birden çok dönüm noktam oldu. Hayatım boyunca yaşadığım sıkıntıları konuşmayı sevmedim, hep pozitife çevirme yönünde ilerledim ve bunun çok faydasını da gördüm. Kötü gibi görünen şeylerin de arkasında var olan güzellikleri her fark ettiğimde şükür duygum tavan yapıyor. Özel hayatımda yaşadığım bir kayıp, konservatuvarı kazanmam, sağlığın önemini anlamamı sağlayan bir süreç benim dönüm noktam diyebilirim. Eskiden sorduklarında en büyük isteğim güçlü olmaktı, güçlü gözükmemle hep gurur duyardım, sonradan fark ettim ki ben güçlü olmak istedikçe hayat beni güçlendirecek ağır imtihanlardan geçiriyor. Hemen niyetimi değiştirdim, iyi ki dediğim anlarımın çoğaldığı, keyifli bir hayat kafi.

Fotoğraflar: Ece OĞULTÜRK