ROLÜN HAKKINI SEYİRCİ VERİR
Image

ROLÜN HAKKINI SEYİRCİ VERİR


- Kefaret isimli dizide izleyicilerin karşısındasınız. Bize rolünüzü kısaca anlatabilir misiniz?

1. Kefaret dizisinde canlandırdığım Ayşe karakteri, bir polisiye roman yazarı olan Sabri Bey’in emektarı. Patronu Sabri Bey’e zorunluluktan ötürü, sadık kaldığı için, kendini koca bir yalanın içinde buluyor. Sabri Bey’in kaçırdığı çocuğun, dadılığını yapıyor. Ayşe de Sude’nin dadısı olarak bir şekilde Zeynep’in (Nurgül Yeşilçay) hayatına dahil oluyor. Ayşe için tek bir gerçek var ki; o da Sude’yi torunu gibi çok seviyor olması. Olaylar ve Ayşe’nin kaderi ne olacak, o da sürpriz kalsın.

- Bugüne kadar çok sayıda dizide rol aldınız. Bu roller içinde sizi en çok içine çeken rol, hayat verdiğiniz karakter hangisiydi?

2. 20 yıldır, birçok dizi ve filmde rol aldım. Canlandırdığım tüm roller benim için, birbirinden değerli. Ancak illa birini seç derseniz, Kudret Sabancı’nın yönettiği ‘Aliye’ dizisindeki Hasibe karakteri, benim için unutulmazdır. Bu rolle birlikte, dizi sektöründe adım duyulmuştur. Hakçı, arabulucu, hoşgörülü ve adaletli bir karakter olan Hasibe’yi çok severek oynamıştım. Benim için bu anlamda Aliye ve Hasibe karakteri çok kıymetlidir.

- Bu sene bildiğim kadarıyla Kum Taneleri isimli oyunla tiyatro sahnesinde yer aldınız. Pandeminin tiyatroları oldukça kötü etkilediğini biliyoruz. Yeni yılda tiyatro için yeni projeleriniz var mı?

3. İstanbul Devlet Tiyatrosu’ndan 2015 yılında erken emekli olanlardanım. Sonrasında özel tiyatro projelerinde yer almaya başladım. 2016’da “Joko’nun Doğum Günü” oyununda, 2019’da Tiyatro Frankfurt’un “Kim Geldi” oyununda oynadım. Son olarak da 2020’de pandeminin başlamasından 2 ay önce Ali Kemal Güven’in yazıp yönettiği, çok severek oynadığım “Kum Taneleri” oyununda rol aldım. Pandemi nedeniyle oyunumuza ara vermek zorunda kaldık. Bu süreç, maalesef tüm özel tiyatro sahiplerini ve oyuncuları çok kötü etkiledi. Umarım bir an önce bu dönemi atlatıp, seyircilerimizle buluşuruz. Oyuncu olarak, nefes alabildiğim tek alan, tiyatro sahnesi birçok oyuncu gibi. Umarım çok az oynayabildiğimiz Kum Taneleri oyunumuzla tekrar buluşma zamanlarımız olur.

- Geçmiş yıllarda verdiğiniz bir söyleşide "küçük ya da büyük rol yoktur, oyuncu yaptığı işle ortadadır" demiştiniz. Öte yandan günümüzde str! oyuncu anlayışı iyiden iyiye oturmuş durumda. Diziler tüm tanıtımlarını yıldız oyunculara ve onların beğeni sayılarına göre oluşturuyor. Sizce bu açıdan televizyonda yardımcı karakter olarak görünmek geçmişe göre ne kadar daha zor?

Evet, hala aynı düşüncedeyim.. Küçük ya da büyük rol yoktur bana göre. Küçücük bir rolü, öyle bir oynarsınız ki; unutulmaz anlar ve duygular yaşatabilirsiniz seyirciye. Bu söylediğim, sadece tiyatroda değil, diziler için de geçerlidir. Dizi sektörü, star oyuncuları başrol yapıyor ve öyle yol alıyor. Çünkü bu sektör, 80 milyonluk bir nüfusa hitap ediyor. Ve bu kitlenin beğenisini toplamaya çalışıyor. Üstelik reyting savaşları var… Yani, popüler bir sektörden söz ediyoruz… Böyle olunca da, yapımcı ve kanallar Star’a dayanan projelerle, gündemde olmaya ve reyting savaşında önde olmaya çabalıyor. Bu kaçınılmaz bir gerçek maalesef. Bana gelince; bu işin eğitimini almış ve tiyatro kökenli bir oyuncu olarak televizyon dizilerinde, başrollerin yanında, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamak bana hiçbir zaman zor gelmedi. Benim için önemli olan; canlandırdığım karakteri, seyirciye inanarak-inandırarak, seyirciye en güzel şekilde sunmaktır. Seyircinin, inanarak, samimiyetle yapılan rolün hakkını her zaman teslim edeceği inancındayım. Ve hep de öyle oldu, çok şükür ki…

- 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Oyunculuk Anasanat Dalı mezunu bir isim olarak oyunculuğu hem setlerde hem de sahnelerde en çok hakkıyla yapan isimlerdensiniz. Öte yandan son yıllarda farklı alanlardan mezun olup eksiğini atölyelerle kapatan oyunculara da çok sık rastlıyoruz. Siz bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? Atölyeler konservatuvarların yerini tutuyor mu?

Teşekkür ederim. Şimdi; popüler kültüre hizmet eden, dizi sektöründe çoğunlukla, güzel genç kız ve erkeklerin başrollerde görüldüğü bir yapıdan sözettik ya. Bu yapı çerçevesinden bakarsak duruma; kimin hangi eğitimi alıp almadığı konusu, zaten kendiliğinden boşa düşüyor... Ancak, şimdilerde, bu güzel gençlerimiz, başka branşlardan mezun olmuş olsalar da, artık kendilerini, oyunculuk anlamında bu gibi kurs ya da atölye çalışmalarıyla geliştirmeye, eğitim almaya yöneliyorlar zaten.. Bu işin, çok iyi yanı bana göre.. Çünkü artık, sadece güzel olmakla, kalıcı olamayacaklarının farkındalar bence... Son yıllarda, oyunculuk üzerine eğitim veren birçok kurum, kuruluş var.. Ve çeşitli atölye çalışmaları.. Bu çeşitlilik ve çokluk iyi bir gelişim bana göre. Eğitimin kötüsü olmaz.. Ancak, bu kuruluş ya da kurumlar, her ne kadar 4 yıllık bir fakülte ya da konservatuvar kadar ayrıntılı eğitim veremiyor olsa dahi, gençleri oyunculuk anlamında yetiştirmeye çalışıyorlar. Örneğin; Tümay Özokur Akademi, bana göre, bu anlamda, süresi ve değişik ders konularıyla, bu işi en iyi yapan kuruluşlardan biri. İçinde eğitim veren kişi olduğum için söylemiyorum bunu inanın ki.. Objektif bakışla söylüyorum.. Dizi sektöründe yer almak üzere yola çıkmış gençlerimize, sadece oyunculuk anlamında değil, diksiyon, şan, kamera önü oyunculuğu, dizi sektöründe sağlam ve özgüvenli genç oyuncular olmaları için, içinde hayat derslerinin de olduğu pek çok uygulamalı ve kuramsal eğitimler veriyor. Toplam 4 kuru bitiren, başarılı ve pırıltısı olan gençleri, cast’ına alarak dizi sektöründe çalışmalarını da sağlıyor.. Eğitim, daima desteklenmesi gereken bir durumdur. Bunun için, emek veren, kurum ve kuruluşlara teşekkür etmek gerekir..

Kaynak: Cumhuriyet Pazar

Röportaj: Deniz Ülkütekin

Fotoğraf: Ece Oğultürk