ÖZGÜRLÜĞÜN UÇ NOKTASI
Image

ÖZGÜRLÜĞÜN UÇ NOKTASI


ÖZGÜRLÜĞÜN UÇ NOKTASI 

Kurtlar Vadisi, Kimse Bilmez gibi TV dizilerinden tanıdığımız Adnan Biricik, kurulduğundan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışan, bol bol sahne tozu yutan bir sanatçı 14 yıl önce hayatına giren teknesi Biricik ile deniz tuzunun keyfini çıkarıyor, ‘geç’ tutulduğu deniz sevdasını dolu dizgin yaşıyor. 

Ankara Devlet Konservatuarı’ndan mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda görev almaya başlayan Adnan Biricik, duayen olarak adlandırılan tiyatro sanatçılarımızdan biri. Biricik’in ilk evliliğinden 26 yaşında Derin isminde bir oğlu, ikinci evliliğinden de 16 yaşında bir kızı (Deniz) ve 13 yaşında bir oğlu (Doruk) var. Tekne sevdasına geç yaşta tutulan sanatçı, kaçırdığı yılları telafi etmek ister gibi her fırsatta soluğu teknesinde alıyor. Mayısta Marmaris’e gidip teknesini hazırlıyor, haziranda okullar kapanır kapanmaz çocuklarıyla eşi de ona katılıyor. Biricik teknesi ile ailesi sezon kapanana kadar Ege’nin eşsiz koylarında dolaşıyor, sanatçının deyimiyle özgürlüğün uç noktasını yaşıyor. 

Karavan hayatından tekneye geçişiniz nasıl oldu? 

Küçük yaşlarda yavrukurt olarak izcilik yaptım. Biraz büyüyünce çekmekaravana ardından moto karavana geçtim. Türkiye’de ve Yunanistan’da karavanla gitmediğim yer kalmadı. 

Aslında deniz hayatımda hep vardı. Ama ilk eşim tekne hayatını pek sevmedi. Mavi tura çıktık, akşam otelde kaldık, o derece. Yıllar içinde Türkiye’deki karavan kampingleri kapandı. Karavanla her yerde durmak pek emniyetli olmayınca tekne arayışına girdim. Bu defa da fiyatlar benim bütçemin çok üstündeydi. Denizci bir arkadaşım vardı, “Çok güzel bir tekne var, sahibi karavanla takas etmek istiyor” dedi. Açtık baktık, Danimarka markası Mon Bianca’nın 1987 yılında üretilmiş 34.1 modeli. Çok duyulmamış bir marka ama gördüğüm yabancı yatçılar hep “O teknenin kıymetini bil” derler. 6,5 santimetre fiber kalınlığı var. Üç kamaralı, 2 metre tavan yüksekliği var. Karınlı bir tekne, dışarıda da rahatlıkla uyku tulumlarıyla yatılabiliyor. Tersane sahibi baba-oğul her yıl sadece iki tekne yapıyor ve teknelerin her biri diğerinden farklı. Uzatmayalım sonunda karavanla takas işlemini gerçekleştirdik ve tekne hayatımız başladı. 14 yıldır teknemiz Biricik’le birlikteyiz. 

Aileniz de sizin gibi denizi seviyor olmalı... 

İkinci eşim Arzu, kaptan kızı olduğu için dalgada kahkaha atar, o kadar rahattır teknede. O yüzden de yazın tüm zamanımızı teknede geçiriyoruz. Sürekli bir şeylerini yaptırıyorum, buzdolabı motorunu değiştirdim, güneş panellerini yeniledim. Geçen sene yelkenlerimizi sıfırladık. Her noktasını bildiğim için değiştirmek istemiyorum. Eşim Arzu biraz büyüğüne geçmek istiyor. Bana göre biraz büyüğüne geçersek bir sene sonra biraz daha büyüğünü isteriz. (Gülüyoruz.) Ben teknik konulardan anlamadığım için teknenin her yerini bilmek içimi rahatlatıyor. Tekneyi ilk aldığımda hiçbir şeyi bilmiyordum şimdi her yerini biliyorum. 

Tekne kullanmayı biliyor muydunuz? 

Karavanımda Joker botum, kıçında da motoru vardı. Onunla gezer, balık tutardım. Tekne almaya karar verdiğimde DAKSAR’dan teorik ve uygulamalı eğitim aldım. Amatör denizci belgesi, KMT ehliyeti derken tekneyi aldım ama nasıl kullanacağım diye endişeliyim Melih Şanalan hocamı aradım. “Kendine bir içki koy, şöyle bir etrafına bak, hatırlarsın” dedi. Gerçekten de öyle oldu. Zaman içinde de öğrendik. Sürekli servis çağırıp para saçmamak için kendi kendime yapabileceğim bakımları da öğrendim. 

Acemilik döneminde zorlandınız mı? 

Aldıktan sonra karavandaki eşyalarımızı yerleştirmek için eşimle tekneye geldik. Açtım motora bakıyorum, eşim de “Anlarmış gibi neye bakıyorsun?” diye benimle eğlenmeye başladı. “Öyle bakıyorum, en azından yağına bakayım, çubuğu neredeymiş öğreneyim” dedim. Arıyorum, arıyorum yok. Martı Marina’da yanda bir kaptan vardı ona sorduk, o da bir ustaya sordu. “Yerliyse 50 lira, yabancıysa 50 euro’ya gösteririm” demiş. Benim tepem attı, ustanın boğazına yapışacakken Allah’tan “Abi şaka yaptım, yanda bir kapak var aç orada” dedi. Böylelikle yağ çubuğunun yerini öğrenmiş oldum. (Gülüyoruz.) 

Eşiniz de tekne kullanıyor mu? 

O daha çok teknenin içindeki operasyondan, mutfak işlerinden sorumlu. Ekmeğimizi yapıyor, konservelerimizi hazırlıyor. Çocuklar usturmaçalardan sorumlu. Teknemiz yeke dümenli. Bir de otopilot Fadimemiz var. Sadun Boro “Temel” dermiş. Onu duyunca bizimki de Fadime olsun dedim. 

Tekneciliği karavan hayatıyla kıyasladığınızda nasıl farklılıklar var? 

50 yaşında başladım tekneciliğe, çok geç kalmışım. Doğayı seven insan için tekne hayatı özgürlüğün en üst noktası. Türkiye çok güzel, Ege Denizi çok güzel. Dünyada çok güzel kıyılar elbette var ama kısa sürede gidebileceğiniz bu kadar güzel koyun bir arada olduğu başka bir coğrafya yok. Çok güzel dostlar ediniyoruz. Her yerde olduğu gibi zor insanlar da var elbette, ukalasını gördüm, hırslısını gördüm, kendini beğenmişini gördüm ama daha kötü insan olanını görmedim. Ünlü laf vardır ya “Sahildeki taşlara bakın, kenarları yuvarlanmıştır. Sert, sivri kenarlı bir taş göremezsiniz” diye. Deniz insanları da törpülüyor gerçekten. Bunun yanında Türkiye’de denizciliğe önem verilmemesine çok üzülüyorum. Denizcilik ile ilgili bakanlık olması lazım. Ne denizciye ne denize önem veriliyor. Denizlerimize iyi bakmıyoruz. Bir gün Sığ Liman’da çocuklarla dolaşıyoruz. Oğlum botta, biz de kızımla şnorkellerle yüzüyoruz. Bulduğumuz çöpleri topluyoruz. Üç-dört torba çöp çıkardık denizden. Sualtında akü bulduk, sanayi tipi dev buzdolabı gördük!  

Tekneniz hep Marmaris’te mi bağlıydı? 

Tekneyi ilk aldığımız dönemde Asos’ta bir yazlığımız vardı. O yüzden tekneyi de Ayvalık Marina’ya bağladık. İki sene orada kaldık. Ama çocuklar deniz çok soğuk olduğu için pek sevemedi. Bir de orada şöyle bir durum karşımıza çıktı; Bir sürü ada var, denizi temiz, herkessabah çıkıyor, koylara gidiyor. Akşamüstü sanki plaja gitmiş gibi toplanıp haldır haldır marinaya dönüyorlar. Biz alışmışız erzağımız, suyumuz bitene kadar teknede kalırız. Gece kaldığımız yerlerde tek başına olmak biraz ürkütücü geldi. Bir de çok dayak yiyorduk kaldığımız yerlerde. 

Nerelere seyirler yapıyorsunuz? 

Benim en uzun seyrim Ayvalık’a gidip gelmek. Onun dışında yakın adalara Simi, Midilli,  Samos’a gittik. Çocuklar küçükken koyduğumuz yerde oturuyorlardı. Şimdi arkadaş arıyorlar o yüzden Aktur’a gidiyoruz. Biraz onları eğlendirme odaklı seyirler yapıyoruz mecburen. 

Denizde korktuğunuz bir an yaşadınız mı? 

En iyi kaptan korkak kaptandır. Aslında bu denize saygı bana göre. Her sene daha da korkaklaşıyorum. Eğitimde öğrendiğim ilk cümle şuydu: Bütün işlerinizi tek elle yapmaya alışacaksınız. Diğer elinizle daima tutunacaksınız. O yüzden her gelene önce uzun uzun brifing veririm. Her şeyin yerini gösteririm. Ancak tekneye gelenler yine de kafasına estiği gibi davranabiliyor. Bir sefer yelken seyrindeyken bir misafirimiz “Off sıcakladım” deyip kendini denize atıverdi örneğin. O gün bugündür tekne hayatını bilmeyenleri davet etmemeye özen gösteriyorum. Sarımsaklı’nın arka tarafında kuytu bir koy vardır. Vira Demir’de de geçer, “Güzel bir yerdir, mutlaka kalın” diye. Orada kaldığımız bir sefer, sabaha karşı uyandık, 10 metre suda 38 esiyordu hava. Gün ağarırken marinaya döndük ama dönene kadar da oldukça zorlandık. Bir sefer de Karaburun’da öyle bir havaya yakalandım. Levent Çelmen’i aradım, “Hemen sancağa gir oradan Yeni Liman var, oraya bağlanırsın” dedi. Girdim ama herkes bağlanmış bana yer yoktu. Girerken taşlı döküntüler vardı. Panik yaptım. Neyse mecburen çıktım ve ilk gece seyrimi yaptım. Foça’ya gidip orada demir attım.  

Teknede balık tutuyor musunuz? 

Oltayla değil, sepet atarım. Ayvalık’ta bir tane sepet attım bir tane ispari girmiş. Bıraktım içinde, o akşam bakmadım. Ertesi gün öğleye doğru bir daldım baktım, dokuz tane levrek girmiş. Resmen suyun altında kahkaha attım. Eşim Karadenizli olduğu için çok güzel balık yapar. O levrekler de akşam bir kısmı çiğ balık bir kısmı pişmiş olarak soframızı süsledi. 

İleride uzun seyirler yapmayı planlıyor musunuz? 

Eşimle beraber Cebelitarık’a kadar gitmek istiyoruz. Çocuklarla yapamayız ama onlar 18’lerine geldiğinde karı-koca uzun seyirler yapma hayalimiz var. 

Röportaj: Ayşegül Bakış