OYUNCULUK ÖZEL BİR MESLEK
Image

OYUNCULUK ÖZEL BİR MESLEK


* Sinema sanatı sizin için neyi ifade ediyor?

Sinema, hikayenin, yönetmenin bakış açısı, oyuncunun yorumu ve tüm set ekibin çabasıyla, anlatılması istenilen derdi en iyi şekilde perdeye akatarabilme sanatıdır bence. Filmde kullanılan metaforlar, filmin rengi, müziği ve kurgusunda bütünlük oluşmadığı takdirde de tüm emekler boşa gider. Bunların hepsi iyi işlenirse kült olur ve efsaneler arasına girmeyi başarır. Ve genelin kabul ettiği gibi de aslolan hikayedir. Oyuncular için kıymetli olan tarafı da, kalıcı olması... Beyazperdenin büyüsü her oyuncu için eminim televizyon ekranından daha tutkulu.

* Hangi olay veya durum sizi oyunculuğa ilgi duymanızı sağladı?

Ailemde ve yakın çevremde sanat ile uğraşan kimse yoktu. Karadenizli olmamız sebebiyle, sarışındım "sarı kafa" derlerdi ve beni sevimli bulurlardı. Yumurcakla başlayıp Ediz Hun, Göksel Ersoy ve hatta lise yıllarımda Tom Cruise’a benzetildiğim dönemlerim oldu. Oyun seyretmeyi çok seviyordum ve babamın çalıştığı bir bankanın düzenlediği hafta sonu tiyatro oyunlarına davetiyeleri toplar, mahallemdeki arkadaşlarımı da alıp seyretmeye giderdik. Bir keresinde çok istediğim bir oyunun geleceğini duydum, hafta içi doğru bankaya gittim biletlerimi aldım. Heyecanla hafta sonunu beklerken o büyük an geldi fakat her ne suç işlediysem babam beni cezalandırmak için "Zafer bir daha oyun seyretmeye gitmeyecek" dedi. Öylesi heyecanla beklediğim oyuna gidemedim ve biletleri arkadaşlarıma dağıttım. Benim için kabus bir gündü. Fakat bu beni yıldırmadı, babamdan gizli oyunlara gitmeyi bırak, bir yolunu bulup oyunculuğa başladım. Azmettim ve kararımdan vazgeçmedim. Prömiyer gecemizde o an yaşadığım mutluluğu tarifi edemem. Bursa'da imkanların kısıtlı olması, benim yerimde duramayan ve sürekli arayış halinde olan yapım sebebiyle bir sonraki adımım her şeyi bırakarak Şeref adında bir dostumla Amerika gitmek oldu. Oyunculuk, mankenlik geride kaldı ve ticaret hayatım başladı. 1 seneyi aşkın süre orada yaşadıktan sonra kürkçü dükkanına geri döndüm. İçimdeki oyunculuk sevdası elbet devam ediyordu. Bir gün tesadüfen bir gazete ilanında deneyimli deneyimsiz oyuncu yazısını okuduktan sonra aynı gün ajansa fotoğraflarım ile birlikte gittim. Akşamına arandım ve ertesi gün Berna Laçin ile Yetkin Dikinciler’in başrollerini paylaştıkları projede oyunculuk hayatım ve deneyimim başlamış oldu. Kendisi de hemşehrim olan Tümay Özokur'un akademisinde eğitimler verdiğini öğrendim. Öğrenmekten keyif aldığım için de yıllar sonra tekrar öğrencilik hayatına keyifle başladım. Hem oyunculuk hem de kısa film atölyesi eğitimlerini tamamladım. Zira set arkası da benim için çok keyifli bir alandı. Öğrenmeye her yaşta açık olan tutkumla yola devam ediyorum.
* Sizce ideal oyuncu nasıl olmalı?

Bence ideal oyuncu; farkındalıklı, eksiklerini gören ve öğrenmeye hevesli, disiplinli, tutkulu olmalı. Oyunculuk özel bir meslek ve çok fazla gereklilikleri var. Hem fizyolojik hem de psikolojik olarak direncimizin sağlamlığı en önemli şey bence.

* Kırık Hayatlar dizisindeki Şevki Yılmaz karakterinin analizini yapar mısınız?

Şevki karakteri, aslında ailesine bağlı, kızlarına ve eşine düşkün, iyi bir insan. Fakat kendini kurnaz zannederken saf bir tarafı da olduğundan ve maddi açıdan zaaflarına yenik düştüğünden, kumar batağına sürükleniyor. Zaafları uğruna, kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen hayatımızda her an karşılaşabileceğimiz, kurban bir kimlik. Hem suçlu hem güçlü..

* Canlandırmayı istediğiniz bir rol ve çok istediğiniz kişi profili var mı?

Elbette var, hangi oyuncunun hayallerini süsleyen rol olmaz ki... Duruşum ve ses tonumdan dolayı mafya tiplerini bana daha uygun buluyorlar. Ben romantik komedi, biyografi türlerini daha çok severim. Kimi oynamak isterdin deseniz Türkiye’de basketbolun sevilmesine sebep olduğundan çocukluğumun dizisi “Beyaz Gölge”deki koç Ken Reeves’ın canlandırdığı karakter derdim... İnsanların hayatlarına dokunan kahramanları seviyorum.

* Şimdiye kadar beraber rol aldığınız hangi sanatçı sizde iz bıraktı?

Oynadığım en büyük usta ki Allah rahmet eylesin Zeki Alasya ve Allah sağlıklı ömür versin Yılmaz Gruda'dır. 91 yaşındaki Yılmaz babanın iş aşkı, iş ahlakı ve yılların profesyonelliğine rağmen o amatör ruhu beni her zaman kendisine hayran bırakmıştır. Ayrıca Bursa Devlet Tiyatrosu’nda birlikte sahne aldığım sevgili Taner Turan, Ayşegül Günay, Arzu Tan Bayraktutan, Ömer Naci Topçu nezdindeki birçok arkadaşımı da sayabilirim.
* Hangi oyuncu ile sahneyi paylaşmak istersiniz?

Yabancı olarak Adam Sandler, Jim Carrrey, Al Pacino, Marlon Brando, Robert De Niro, Eddie Murhpy, Bruce Willis, Denzel Washinghton, Morgan Freeman, Julia Roberts, Charlise Theron, Natalie Portman, Emma Stones, Jessica Alba, Halle Berry...

Türklerde ise; rahmetle andığım Tuncer Kurtiz, Sadri Alışık, Tarık Akan, Ayhan Işık... Uzun ömür dilediğim Şener Şen, Haluk Bilginer, Metin Akpınar, Levent Ülgen, Enis Arıkan ve Kıvanç Tatlıtuğ ilk aklıma gelenler... Türk kadın oyuncularda ise; çocukluğumun aşkları Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit yani dört yapraklı yonca diyebilirim... Bergüzar Korel, Ezgi Mola, Beren Saat, Serenay Sarıkaya, Özgü Namal, Işıl Yücesoy, gerçi daha önceki bir projemde baba kızı oynamıştık ama yine de Pınar Deniz ve rahmetli Adile Naşit’in isimlerini sayabilirim.

Röportaj: Mehmet Haluk YALÇINKAYA / Gazete Bursa

Fotoğraf: Ece OĞULTÜRK