ÖĞRENCİLERİN SORULARINI YANITLADI
Image

ÖĞRENCİLERİN SORULARINI YANITLADI


  1. Tiyatro oyuncusu olmaya nasıl karar verdiniz? Bu kararı vermenizdeki en büyük etken neydi?

Tiyatro oyuncusu olmaya karar vermedim aslında hayat böyle yönlendirdi demek daha doğru olur. Ben işletme bölümü mezunuyum. Ortaokul itibariyle amatör olarak tiyatro ile ilgilenmeye başlamıştım. Bu süreçte de epey emek verdim ve kendimi donanımlı hale getirmek için çokça çalıştım. Tüm bunların sonucunda da tiyatro oyuncusu olarak hayatıma devam etmeye karar verdim.

 

  1. Tiyatro, dizi ve film sektörleri arasında içinde olmaktan en mutlu olduğunuz, size en çok keyif veren sektör hangisidir? Neden?

Hepsinden farklı keyif alıyorum ama tiyatroyu ayrı tutarak bedel için yapılan bir şey değil, bir antrenman yeri olduğunu söylemeliyim. Mutlu olduğumuz, kendimizi özgürce ifade ettiğimiz hissettiğimiz, farkındalığımızı gösterdiğimiz yer. Dizi, tamamen tanınmışlığımızı artıran, insanların sevgisini göstermesine imkan sağlayan ve para kazandığımız bir mecra. Film ise tarihsel bir şey. Benim torunumun torununa ya da sonraki kuşaklara dahi kalabilecek bir şey. Dolayısıyla sinema daha tarihsel. Hepsinin yeri ayrı dolayısıyla bana yaşattığı mutluluk da çok başka.

 

  1. Oynadığınız oyunlar sırasında, sahnede başınıza gelen komik ve ilginç anılardan birini bizlerle paylaşabilir misiniz?

Oynadığım tiyatro oyunlarından birinin tarihi, kadınlar günündeydi ve tüm salon kadınlarla doluydu. Oyunun ikinci perdesinin ortalarında bir adam seyircilerin arasından geçip sanırım karısı olduğunu zannettiği bir kadının yanına gelip “Bu saatte burada ne arıyorsun?” dedi. Bu soruyu tüm seyirciler ve sahneden oyuncular da duymuştu. Ben de sahneden oyunumun içine yedirerek adam doğru söylüyor dedim. Seyirci bu duruma güldü. Adam bu söylediğini duyduğumuzu fark edip konuştuğumu duyunca da biraz utandı. Kadın, kocasına arkada bir yer bul ve otur dedi. Bunlar sanki oyunun bir parçası gibi yaşandı. Oyunun sonunda kendisiyle tanıştık ve bir hatıra fotoğrafı da çektirmiştik.

 

  1. Oyunculuğa başlarken ve sonrasında ilham aldığınız, kendinize idol belirlediğiniz kişiler kimlerdir?

Küçükken kendimi Metin Akpınar zannederdim. (gülüyor) Çok severek izlerdim onu, hala da çok özel bir insan olduğunu düşünürüm. Sonrasında da idol olarak gördüğüm ve ilham aldığım çok insan oldu. Metin Akpınar, Zeki Alasya, Şener Şen, Ferhan Şensoy, Haluk Bilginer… Hepsinin kendi karakterinde bu mesleğe adanmışlığını gösteren çok özel bulduğumuz farklı yönleri var. Onların o özelliklerini keşfedip kendinize örnek almaya çalıştığınızda o zaman daha donanmış bir insan olabiliyorsunuz.

 

  1. Hayatınızın dönüm noktası olarak nitelendirdiğiniz noktadan bahsedebilir misiniz?

Çalıştığım firma batmıştı. O sırada hem özel hayatım hem de ekonomik anlamda her şey çok kötü gidiyordu. O dönem dibe vurmanın verdiği etkiyle birçok şeyi deneyebilme şansım vardı. Bu sebeple oyunculuğa daha çok vakit ayırıp ilgilenmeye başladım. Çalışırken tiyatroyla ilgilenebiliyordum sadece ama iş hayatım bitince bu sefer televizyona da bir şeyler yapmak adına adım atabildim. O süreçte “Yılan Hikayesi” dizisinde rol alma şansım oldu 3 sene boyunca. Belki şirket batmasaydı, ben dizi görüşmesine gidemeyecektim.

 

  1. Türkiye’de tiyatroya hak ettiği değerin verildiğini düşünüyor musunuz? Sizce tiyatroyu ülkemizde daha da geliştirmek için neler yapılabilir?

Tiyatroya hak ettiği değeri vermek gibi cümleler garip geliyor bana. İster Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşayın, siz isterseniz her ne olursa istediğiniz şeye kendiniz değer verirsiniz. Sizin gösterdiğiniz değer kadar, tiyatro da size hakettiğiniz şeyi verir. Ülkemizde bu alanı daha geliştirmek için ne yapılabilir bunun üzerine yoğunlaşmak daha önemli. Devletin desteklemesi gereken başka şeyler de olabilir ama ben isyan etmek yerine çalışmayı tercih ediyorum. İyi bir şey yaparsanız tiyatro da ona değer gösterecek birilerini mutlaka bulabilirsiniz. Çünkü tiyatro canlı performanstır, sokakta bile yapabilirsiniz. Eğer doğru bir şey yaparsanız milyonlarca sizi izleyen kişinin de sevgisini kazanabilirsiniz. Birilerinden bir şey beklemektense direkt hareket eden biri olmayı tercih ederim. Bu sebeple de sorunun başında bahsettiğiniz söylemleri sevmiyorum.  

 

  1. 1990 yılında Ferhan Şensoy'un Ortaoyuncular tiyatrosunda çalışmaya başladınız. Bu durum nasıl geliştiğinden biraz bahsedebilir misiniz?

Ortaoyuncuların 1990 senesinde Nöbetçi Tiyatro sınavına girdim ve kazandım. 40 kişilik genç bir ekibimiz vardı. Bir sene eğitim aldıktan sonra 16 kişilik bir ekiple “Güle Güle Godot” adlı oyunda Ferhan Şensoy’un profesyonel kadrosuna geçtim. Böylelikle profesyonel hayatım da başlamış oldu.

 

  1. TOÇEV'de gönüllü olarak çocuk tiyatrolarında çalışıyor olmanız sosyal sorumluluk bilincinizin yüksek olduğunu gözler önüne sermekte. Peki böyle bir projede çocuklarla aynı sahnede yer alıyor olmak size neler hissettirdi?

TOÇEV’le yaklaşık 17 sene çalıştım. 17 sene boyunca da sadece çocuk tiyatrosu değil başka projeler de yaptım. Yetişkin arkadaşlarımla birlikte çocuk tiyatrosu yapıp köy köy dolaşıp, daha önce tiyatroya gitmemiş, oyun izlememiş çocuklara çocuk tiyatrosu oynadım. Çok özel şeyler hissettim, çok keyifli bir tecrübeydi benim için. Köy bahçelerinde, sokaklarda, okul sınıflarında tiyatro yaptım. Bununla da gurur duyuyorum. TOÇEV’in de buna vesile olması benim için büyük şanstır. Onun için çok keyifli bir süreç geçirdim. Şimdilerde TOÇEV’in hem danışmanı hem gönüllüsü hem de yönetim kurulu üyesiyim. Çok güzel çalışmalarımız oldu, ilerleyen zamanlarda da yeni projeler yapmaya devam edeceğiz.

 

  1. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduğunuz bilinmekte. Mezun olduğunuz bölümden ilerlememe nedeniniz nedir? Bu zamana kadar mezun olduğunuz bölüme ilişkin herhangi bir icraatte bulundunuz mu?

Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdim. O dönemde ithalat ihracat ve pazarlama şirketinde şirketinde çalıştım, bir süre inşaat malzemeleri satan bir mağazanın müdürlüğünü yaptım. Hayatımın 1988 ve 2000 senelerinde oldukça yoğun bir şekilde çalıştım diyebilirim. Sonrasında çalıştığım şirket battığı için işletmeyi bitirdim ama tamamladığım tahsilim her zaman hayatımda önemli bir taş oldu. İçinde olduğum tiyatronun muhasebe işlerine bakmak, bir ürünün pazarlanması gibi birçok konuda okuduğum bölümün faydasını gördüm ve birçok arkadaşıma da yardımım olmuştur.

 

  1.  Eğer oyuncu olmasaydınız hangi meslek dalını icra etmek isterdiniz?

Ya öğrenci yetiştirmek isterdim ya da insanlara yardımcı olacak kreatif bir şeyler yapmak isterdim. Bu sebeple öğretmen ya da aşçılık diyebilirim.

 

  1. Üniversite yıllarında sizin gibi tiyatro çalışmalarına devam eden öğrenci arkadaşlarımıza ne tavsiyeler vermek istersiniz?

Üniversite deneme sahnesidir. Üniversitede William Shakespeare, Bertolt Brecht gibi büyük oyunlar oynamak yerine önce Haldun Taner’le tanışmanızı tavsiye ederim. Önce Türk olduğunuzu unutmamanız gerekir ve kendi kültürünüze dair adımlar atmalısınız. Birilerini taklit etmeden önce kendinizi tanımanızı öneririm. Kendinizden yola çıkarak oyunlarda oynamalısınız. Hatta oturup kendi yazdığınız şeyleri oynayabilirsiniz. Veyahut yazılmışları bozarak deneme sahneleri oluşturabilirsiniz. Çünkü üniversite deneme yoludur, atölyedir. Tıpkı mesleki konularda öğrendiğiniz şeyleri de üniversitede deneyip yanılarak buluyorsunuz.

 

  1. Son olarak Mozaik okurlarına neler söylemek istersiniz?

Mozaik gibi farklı renklerin bir araya geldiğinde ne kadar güzel bir şey olduğunu unutmayın. Farklarınızı sevin. En yakın arkadaşlarınızı sizinle aynı görüşte olmayan kişilerden seçmeye çalışın. Farklı görüşteki insanlarla bir arada olmaktan çekinmeyin. Diyalog çok önemlidir. Eğer dünya vatandaşı olmak istiyorsanız her görüşü dinleyip saygı duymayı öğrenirsiniz. İşte o zaman kendinizi geliştirirsiniz ve o zaman bir şeyler öğrenmeye başlarsınız. Size sadece öğretilmeye çalışanları değil aynı zamanda farklı bakış açılarıyla algılamayı da başarırsınız.

 

Kaynak: Karadeniz Teknik Üniversitesi / Mozaik Dergisi